Yorgunluk hali. Nasıl anlatsam bilmiyorum. Pek çok şey yaşandı. Belki herkesin yaşadığı türden tecrübelerdi, belki yalnızca beni bulan kötü sürprizlerdi. İyi şeyler olmadı mı, derseniz, oldu elbet. Ama iyi hatıralar çoğunlukla anımsanmaz ki. Hep son sözler anımsanır, yakarışlar ve umutlar her şeye rağmen.
Umut etmek var eder insanı, yarına bağlar, bunu bir kez daha anladım. Bir kez daha, her geçen gün yeniden anlamam için tüm bunların yaşanması mı gerekiyordu yani? Bir şeylerin ardından koşturup sonra onun aslında beklenmeyen olduğu mudur tecrübelerin gerçekliği? Tecrübe işte yaşadıkların, başka ne olabilir ki, demişti arkadaşım. Onca şey gördüm ve bunlar yalnızca kendini daha güçlü kılması için mi insanın? Başka bir nedeni olamaz mı? Ağlamaların ufacık bir sebepten ötürü ve gülümsemelerin umudun çıkageldiği anda. Anlık mutluluklardan mı ibaret hayatımız? Ya da evrenin “sen bakarken soyunamıyorum deme şekli” ile ümit ederek beklemekte olduğumuz şey, biz ondan ümidi kestiğimizde oluyor da biz mi kaçırıyoruz?
Kimse kimseyi umursamıyor, anladım. Belki yanlış anladım ama bunu anlattılar bana şimdiye kadar. Hangimiz: “Zor günümde evime habersiz gelen kimse olmadı ki. Sevinçli günlerimde biri hissedip sebebini sormadı ki. Arkadaşlarım oldu, yalnız arkadaşlıklardı hepsiyle yaşadığım. Birlikte olduğun anlarda sana olabildiğince yardımı dokunan, senden uzaktayken aramayı aklına getiremeyen arkadaşlıklar. Nitekim hepsiyle koptu bağlarım.” demeyiz ki yalnız kaldığımızda şapkamızı önümüze koyup. Farklı nedenlerden kaynaklanıyor gibi görünse de esasında aynıydı sebepleri.
Yaşam öykümü anlatmamı isteseler, ki neden istesin biri bunu durduk yere, adı üstünde öykü ya ismi, yeniden kurgulardım hayatımı. Mükemmel arkadaşlar ya da arkadaşlıklar doğrusu belki, harika bir iş, beni seven aşık olduğum bir eş, sevdiğim çocuk(lar). Bu kadar sıkıcı mı yani? Hayır, hayır, böyle olmazdı. İlla da bir zorluk olmalı ya insanın yaşamında. Öbür türlüsünü “sıkıcı” olarak niteliyoruz. Ne var yani her şey istediği gibi olmuşsa insanın? Sonrasında kasvetli bir dünya mı bekler bizi? Aslında tam da sayılmaz ama dedikleri bu, bencildir insanoğlu. Doymak bilmez gözü. Daha iyisini ister hep. Anneler, çocuklarından en iyi okulda okumasını; babalar eşlerinden, evin her şeyiyle ilgilenmesini; sevgililer birbirinden, sadakat sözcükleriyle bezeli cümleler kurmasını; çevreniz sizden, daha kötüsü olmanızı. Uzayıp gider bu örnekler.
Başkalarının ne düşündüğünü merak ederiz hep. Öyle ki başkalarının aklından ne geçtiğini tahmin etmekle geçer de ömrümüz, kendimize biraz zaman ayırıp şöyle, aklımızdakileri sayıp dökmeyiz kendimize. Benimle ilgili ne diyor acaba? Sokaktan geçerken filanca hanım dik dik baktı, beni nasıl anlattı acaba gün arkadaşına? Aman Tanrım, şu kıza da zaten sinir oluyordum. Nedir ki bütün bu saçmalık? Kime ne sizden? Kim umursar beni benden başka? Bencil insanoğlu ne de olsa!
Türlü düşünceler geçerken beynimden, aslında hiçbir fikre tamamen katılmadığımı anlıyorum. Ne herkes “ben” merkezli, ne de her şey bu kadar kötü. İyi insanlarla arkadaşlık kurmuyor muyum hiç? Eh, nadir de olsa denk geldiklerim oluyor. Bi' arkadaşım var hatta öyle, Emre. Aynı sınıfta okuyup sadece bir yıl –ki hayatımızın belki de en yaşamak istemediğimiz yılı-, beni peşinden sürükleyip İstanbul’a getiren, destek olup koşulsuz birbirimize, arkadaşlığımızı son iki yıldır bir bağlılığa dönüştürdüğümüz. Hiç bir karşılık beklemeden oluşan bir bağlılık üstelik. Demek şu hayatta olabiliyormuş böyle güzellikler.
Unutup gittiğim eski arkadaşlıklarım yolda karşıma çıkınca bir gün, o an sızlar kalbim. Onunla ilk günüm, eğlenceli anlarım. Ve o kadar. Daha fazla iz bırakmamış ki. Eğlenceli olması karşınızdakinin, bir dostluk kurmaya yetmez ki. Uzun uzun anlatmak isterdim neler gerekli. Ama malum bitiyor yerim. Döktüm içimdekileri. Rahat mı içim? Nasıl mümkün olsun? Diğerleri başka bir yazıya, dilerim.
