1 Şubat 2011 Salı

Hayat Muhasebesi

Hayatınızın genel bi’ muhasebesine girişmek isteseniz bunu yapabilmek çok zor olurdu değil mi? Bu kadar yaş ve yaşanmışlık, bu kadar parametre varken; resmi karşıdan bütünüyle görebilmek ve yorumlamak imkansız gibi mi aslında? Hayır. Hiç öyle değil. Anahtar kelimeler var size yardımcı olabilecek, işinizi kolaylaştırabilecek. Hayatın matematiğini “iki kere iki dört eder” sadeliğine indirgeyecek anahtar kelimelerden bahsediyorum. “Keşke” ve “iyi ki”. Nasıl mı yapacaksınız? “Keşke”lerin çokluğu kadar eksi yazacaksınız haneye “iyi ki” ler kadar da artı. Yanlışlar doğruları götürmeyecek sadece; çünkü o yanlışlar yapılırken yeteri kadar şey götürüyor zaten hayatlardan.

Gecenin bir yarısı kulaklarımda çınlayan eski bir şarkı sebep oldu tüm bunları yazmama. Kulak vereyim biraz: "Ah keşke oyunlar oynamasaydık / Üzülmeseydi şarkılar / Hala sana yazılıyorlar / 
Hala buram buram sen kokuyorlar’.


Dizelere dökülmüş trajik bir sevda hikayesi kulağımdaki. Üzgün, mahzun acı çeken bir adam; çocuk tarafından kırılmış bir oyuncak kadar kırgın. Yenilmişliğine; "keşke"li cümleler kurarak derman arayışı içinde. Pişman.

İnsan ömrünü dört mevsimden ibaret bir yıla benzetirsek o mevsimlerden sonbahara denk gelir sanırım “keşke”.  Vazgeçmek için çok erkendir, telafi için ise birazcık geç.
Bi’ mağlubiyetin hemen sonrasıdır “keşke” . Kıl payı kaçırdığımız olanakların, boşa harcadığımız yılların, doğru zamanda doğru yerde bulunmayışımızın, geciken özeleştirilerin ve itirafların yanı başıdır. Öfkeyle çarpılıp çıkılan bir kapıda, yazılıp yollanmamış bir mektuptaki şiirde, tepki verilmemiş bir illegalliğin vicdanı rahatsız etmesinde, kayıplar verilmeden öpülmesi gereken bi’ el öpülmediğinde, dilimizin ucuna gelip de sonraya ertelediğimiz bir özürde can bulabilir “keşke”.
Kocaman bir “ahhh” ünleminin sonuna eklenen "Yolunu gözlemeseydim", "öyle demeseydim", "terk edip gitmeseydim", "en güzel yıllarımı vermeseydim" diyerek canımızı yakar “keşke”.
En konuşulacak yerde susmuşsak, gitmemiz gerekirken kaldıysak, kalıp sarılmamız gerekirken arkamızı dönüp gittiysek, birine, bir işe, bir davaya ömrümüzü adadıysak ve “o”nun, o işin, o davanın, bunu (bizi) hak etmediğini sezmemizin canımızı acıtmasıdır "keşke"...
Okulu hiç kırmadıysak, sinemada öpüşmediysek; dokundurtmadıysak kendimize, bir kez bile olsun gemileri yakmadıysak hayatta sonradan tüm bunlar için ağzımızdan dökülüverecek kelimedir “keşke”.
Muhasebeye giriştiğimizde, ayıp, yasak, korku ve tabular uğruna kaybettiklerimiz, “elalemin ne diyeceği”ne kurban verdiğimiz, zaman aşımına uğramış bir sürü duygunun bilinçaltımızdan bize sesleniş biçimidir “keşke”. 
"Şimdiki aklım olsaydı" diyor ya bazen yanı başımızdaki büyüklerimiz o dur işte tam olarak “keşke”.

Bir de kocaman bir “ohhh” ünleminin sonuna eklenenler vardır. "iyi ki yolunu gözlemişim", "iyi ki öyle demişim", "iyi ki terk edip gitmememişim", "iyi ki en güzel yıllarımı vermişim", “iyi ki seni yıllarca beklemişim”. “Keşke” bir zehirse hayatta; onun panzehiri olan kelimedir “iyi ki”. "Keşke"li cümlelerde nasıl yaşanmamışlığın, yarım kalmışlığın sızlanmaları varsa, "iyi ki"lilerde de göze alabilmişliğin, riske girebilmişliğin, tadına varabilmişliğin rahatlığı vardır.
Onda, sonucunda zarar da görseniz, yana yana, ama doyasıya yaşamış olmanın iç huzuru ve sonuna kadar gidebilmişliğin haklı gururu vardır. Yapabileceğiniz her şeyi yapmış olmanın verdiği rahatlık vardır, üzemez sizi her neyse o şey.

Haydi şimdi toplayın artı ve eksilerinizi. Ne yazacak bakalım eşittirin diğer tarafında. Artı çıkarsa değer; tebrikler. Aldırmayın sizi eksiye düşürmeye çalışan kalemlere, sadece biraz daha dikkatli olun çoğalmamaları adına. Eşittirin yanında bir eksiyse gördüğünüz elinizi çabuk tutun telafi adına. Sizi çok önemseyen ama sizin terk ettiklerinizle bir gün karşılaştığınızda yeniden, susabilmekken yapabileceğiniz en iyi şey yalnızca sizin, yaşlanan gözlerinizden “keşke”ler damlamasın.
Free Hit Counter