10 Ekim 2010 Pazar

Yine Bir İzmir Sonrası

İzmir’den döndüm, her seçimin bir vazgeçim olduğu gerçeğinden çıkarak yola. İzmir yorgunuyum. Hatıraların yorgunuyum. 

Bir şehri terkedip başka bir şehre gidenler bilirler. Eski bir sevgiliyi arkasından mendil sallattıracak kadar terkedenler... Çok şey bırakırsınız gerinizde. Sevdiklerinizi, sevmediklerinizi, arkadaşlarınızı, eşinizi dostunuzu, alışkanlıklarınızı, tanıdıklarınızı, mutlu mutsuz koşulsuz her zamanı.
 

İzmir’e her geldiğimde çocukluğum sıkıştırır tenhada bir yerlerde ve her defasında o günlerin anısından temiz bir dayak yerim, gözlerimin önünden bir film şeridi gibi akarken o günler. Bu, yıllarca ekmek, gazete almaya gittiğim bakkala kadar olan yol olabilir, dolabımın, odamın kokusu da, eski fotoğraflar da, kütüphanede tozlanan eski defterlerim de. Hatta iki kocaman ciltten oluşan kocaman mavi TDK sözlükleri bile. Geçmişle bu şekilde yüzleşmek çoğu zaman azdırır maziye özlemi, çocukluğunuzu üzerinize pimi çekilmiş bir bomba gibi salıverir. Bütün yelkenler iner suya. İşinize de gelir bir yandan. Bırakırsınız kendinizi hayata ani bir kararla. Zaten koşmaktan terlemiş, yeni öğretilerle dolu zihninize bir bardak su gibi gelir tüm bunlar.

Ben İzmir'e ne zaman gelsem İzmir beni hırpalayıp bütün duyguların yoğun yaşanmışlığına bağlı bir zehirleme yaratır bünyeme. Sevdiklerimle birlikte olmama rağmen almaz ağırlığını kalbimden o garip telaşlı hal, sevmediklerimin rahatsızlığı ve benden gidenlerle olabilme isteğinin tuhaf iç huzursuzluğu. kalkıp gitmez oturur kalır yüzsüz üstelik davetsiz misafir gibi, saatsiz gibi. Hüzün desem değil. Sevinç desem değil. Hani güneş batarken , içinizi de batırıyor, huzursuzlanıyorsunuz ya bir gün daha bitti diye burkuluyorsunuz , işte o his desem o da değil. Ben de, anlamlandıramadığım o tarifsiz heyecanı buyur ederim içeri gerçek bir acı tutkunu olarak. Biz acıseverler, bayılırız huzursuzluklara, kalbimizi daha hızlı çarptıran garip telaşlara. Ne olduğunu bilsek de içten içe, itiraf etmemeye zorlarız kendimizi. Sanki çağırsak duymayacakmış gibi çağrıldığını. Biz acıyı insanlaştırırız, somutlaştırmaya çabalarız. Oysa hayat o kadar da muhalif değildir bize. Biz kendimizi kendimizle boğarız. Ve o hisse gelince en çok şunu düşündürür bana: uzun zaman yaşadıysanız bir şehirle gizli bir güven protokolü imzalarsınız onla .O derin güven duygusunu güngelip başka bir şehre değişince yani yer değiştirdiğnde bünyeniz ya da hacminiz kıskançlık başlar. Sanki eski sevgilinizi yüzüstü bırakıp başka bir sevgiliye koşar adım sarılmışsınızdır. Ya da aşık olduğunuz kişi o şehirde olmasına rağmen onu burda bırakıp gitmek hoşunuza gidiyormuş keyfinizden gidiyormuşsunuzdur vs. Bu durum da gerçeğin bu olmadığını bilen sizi kemirir, seçtiklerinizle, seçimin sonucunda kaybettiklerinizi ilk defa tek bir karede görürsünüz. Fakat bir şehrin bir insana kastı yoktur esasında hangi şehir ya da hangi insan olursa olsun. Biz yükleriz o anlamları. -yalnızca şehirlere değil tüm nesnelere- Kimse vazgeçmez geçmişi düşünmekten, herkesin içinde bir nostaljik kişilik vardır. Yenilenmek, daha büyümek ve hep daha iyi fırsatlar edinmek adına alınır geleceğe dair o yolların hepsi. Bunu da çok iyi biliriz. Ama anlatamayız işte.

Bu defa aramıza uzun zaman girmişti İzmirle. Uzun zaman olduğunu gittiğimde anladım, ikimiz de istemezdik kuşkusuz böyle olmasını. Tam olarak melankolik kişiliğimden kaynaklı olarak biraz mahçuptum hem biraz tedirgin. Ama umutlarım da vardı şehre ve şehirdekilere ait. Yine açtı kollarını, kucakladı beni ışıltılı, her çiçekten kardığı kokunun neşesiyle, sıcacık, iliklerimize dek işleyen pırıltılı havasıyla. Aldı koca dönemin yükünü omuzlarımdan. Hiç güldürmediği kadar güldürdü beni. O sokaklar hiç kokmadığı kadar yasemin koktu zambaktı ya da kimbilir. Aynı anda aynı şeyleri görebilecek kadar güzeldi yanımdaki herkes. İçimize çektik Kordon' u belki de o bizi çekti hep o bahsettiğim gizli mıknatısıyla. Buzlar çarpıştı zarif bardakların içinde, kan dolaşımımıza katılan anason karıştı havaya belli bir miktar. Ay battı denizin üstüne, gündoğdu meydanında güneş battı, gözlerimizin önünde. Doyasıya konuştuk havadan sudan. Hayat gailesini bir kenara bıraktı herkes nasılsa dönecektik ona yine. Okulla, İşle güçle ilgili azıcık bahsedildi sadece göstermelik. Büyük şehirlerin kaotik ortamlarından da. Hayatın ciddiyetini umursamama hakkı kullanıldı. Gün devrildi sonra. Formalı okulluları görerek , dersane çıkışları seyredilerek, eski günleri anarak. sonra başladı yepyeni bir gün.Sofrada tulum, boyoz, gevrek, çay ve ne ararsan o işte!

Ben ne zaman İzmir' e gelsem zaman sorun olur, kısalır. Yetmez süre. Dönüş yoluna kadar da düşünmem gidiş saatini. İzmirden ilk ayrılırken dizelere dökülüveren şiirim dönüp durur beynimde uçak İzmirden hızla havalanırken, şehir koşarcasına benden uzaklaşırken, gittikçe her şey küçülüp minyatür bir hal alırken yerleşik hüznüme gömüldüm yeniden, göremediklerim yüzünden. Yine çenem titredi, yine sözlerim tekledi ve bir İzmir serüveni daha yadedilmek üzere oracıkta bitti, hafızamdaki yerine gitti.

Free Hit Counter