425 yılında, III. Michael, 849 öğrenci ile kurduğu bir loncanın “The University of Constantinople” bugün içinde bulunduğumuz konumuna geleceğini “evrenkent”leşeceğini hayal dahi edemezdi kuşkusuz. Pozitif bilimin üretildiği, insanlığın faydalarına sunulduğu üniversiteler, tarih boyunca değişen hayat koşulları içinde değişim ve dönüşümlerden hep paylarını almış ve kendilerine yeni misyon ve vizyonlar edinmişlerdir.
Popüler bir üniversite olmak ve aynı zamanda başarılı öğrenciler tarafından tercih edilen bir yer olmak bir üniversitenin genel amaçlarından biriyse eğer, bu ihtiyaçlara cevap verebilmek üniversitelerin değişen insani isteklere cevap vermesiyle orantılıdır.
Bir öğrenci için liseden hemen sonra geldiği üniversite, o ana kadarki eğitim öğretim hayatında olduğu gibi sabah gelip o gün için derslerini bitirdikten sonra geri evine ya da kaldığı yere döndüğü bir yer olmuştu uzunca bir dönem. Çünkü “kampüs hayatı” kavramı henüz ortaya atılmamıştı. “Kampüs yaşantısı iyi bir üniversite tercihimi etkiler” cümlesi dökülmüyordu ağızlardan henüz. Zaman herkese ve her şeye olduğu gibi kampüslere de yenilikler ve bazı zorunluluklar getirmişti. Üniversiteler, öğrencinin kampüste tutulmasına, burada daha fazla vakit geçirmelerini sağlamak gibi bir misyon edinmişlerdi kendilerine. Bu misyonlarını gerçekleştirebilmek için bir şeyler yapılmalıydı tabii ki yalnızca hedef olarak konması bir şey ifade etmeyecekti. Somut şeyler gerekti. Ne yapılabileceği ile ilgili fikriler atıldı ortaya bu konuda sonra…
Bilimi üretmek, üretimine insanları katabilmek ama o insanları zorunlu bir şekilde üretime zorlamak yerine onların kendileri isteyerek bu üretime ortak olmalarını sağlamak için öncelikle onlara kafalarındaki; “bilimin korkulacak bir şey olduğu gerçeği”nin aslında kocaman bir yalan olduğunu öğretmek gerekiyordu. Bunun için bilime, insanları alenen dokundurarak korkulacak bir şey olmadığını göstermek gerekirdi ki bunu da kampüsünüzde kuracağınız laboratuarlarla sağlayabilirdiniz ve insanları oralara çekerek boş zamanlarında bilimin ne olduğunu görmek ve onu geliştirebilmek için neler yapabileceklerinin farkında olmalarını sağlayabilirdiniz. Öğrenci de dersi bitince evine kaçmak yerine laboratuarlara koşabilirdi böylelikle.
Sportif faaliyetler yapabileceği alanlar yaratabilirdiniz insanlara kampüs içinde, sağlıklı düşüncenin sağlıklı bir vücuttan çıkabileceği düşüncesini düstur edinerek kendinize. Geniş bir yelpazede bakarak spor konusuna, ilgilenebilecekleri ve pratik olarak uygulayabilecekleri alanlar kurabilirdiniz. Ders bitince spora çekebilirdiniz öğrenciyi ev yerine.
Sosyalleşme adına kulüpler kurmalarına olanak sağlayabilirdiniz mesela. Aynı görüşü paylaşan insanların bir araya gelip birbirlerine düşüncelerini anlatabilmesine olanak sağlayıp sonra onların birleşerek kendi düşüncelerinden olsun ya da olmasın herkes için çeşitli faaliyetler düzenlemelerine ve ortaya güzel bir sinerji çıkarmalarına fırsat tanıyabilirdiniz. Dersten sonra bunları konuşmak için kampüste kalıp bir araya gelirdi insanlar hiç değilse eve kaçmak yerine.
Kütüphaneye 24 saat erişim sağlayabilirdiniz belki, kütüphanenin gerekliliğine dair bilgiler vermenin eşliğinde. Orasının yalnızca çalışkan öğrencilerin çalışkanlıklarını ifşa edecek bir yer olmanın ötesinde, orada herkesin kendine göre bir şeyler bulabileceğini ispat ederek gerekirse.
Yurtlar yapabilirdiniz kampüs içine, dersleri bitince bunların hiç birini yapmak istemeyenler için. Yol problemini ortadan kaldırmış olurdunuz böylelikle. Uzun ve yorucu yolculuklardan sonra gelinen okulda, ister istemez düşen verimi minimize ederdiniz böylelikle. Kampüslerinizin içinde de düzenli bir ulaşım sağlamalıydınız insanlara gidecekleri yere rahat gidebilmeleri açısından, hiçbir sorun yaşamadan.
Amacınızı gerçekleştirmenin son ama en önemli adımı belki de onlara yemek, alışveriş ve kişisel ihtiyaçlarını karşılamak için bir yerler ayırmalıydınız kocaman kampüslerinizde.
Ve burada kendilerini güvende hissetmelerini sağlamalıydınız elbette.
Çok farklı beklentilere sahip, çok farklı insan profillerinin yer aldığı bu evrensel alanda insanları bir arada tutabilmek ve daha uzun süre de bir arada tutabilmek için gereken şey herkes için bir şeyler barındırabilmek olmalıydı hiç kuşkusuz. Ancak o zaman içinde bulunduğu –görece- küçük alanlarından dışarı çıkmadan bütün ihtiyaçlarını giderebilen ve aynı zamanda bu kendi dünyasında güvende ve mutlu olan bir insan topluluğu elde edebilirdiniz. Hayatlarını kolaylaştırdığınız ölçüde yakın olabilirdiniz öğrencilere sorun değil çözüm odaklı yaklaşımlar sergileyerek. Ancak o zaman “kent” kültürü kazanıp “evrenkent”leşebilirdiniz. Size dayatılan durumu gerçekleştirmek ancak bu şekilde olmalı: Kendi problemlerini kendi içinde çözebilen küçük bir kent. İnsanların sizi tercih etmelerini sağlayıp, popülarite ile başarının aynı paralellikte olduğunu görüp bunu yaşayabilirdiniz.
Zamanın getirdiği yenilik ve dayatmaları ne ölçüde gerçekleştirip bireylere aktarabildiği ve zamanın getireceği yeniliklere ne ölçüde açık olduğudur üniversitelerin güncelliği. Bütün bunlar ışığında oturup yeniden düşünmeli, üniversitelerimizin hangilerinin kime ne sağladığını, çocukça hatta bazen bağnazca yapılan klişe karşılaştırma cümlelerini bir kenara bırakarak. Ve hep birlikte üniversite yaşamının gözlerimizin önünde, sabah girip akşam çıkılan bir okul havasından bağımsız bir kente dönüştüğü gerçeğinden yola çıkarak ilerleyen dönemde gideceği noktaları takip etmeliyiz keyifle.
